OZON İLE FITIK TEDAVİSİozon olusumu

Bel ve Boyun fıtıklarında hem mekanik baskıyı azaltmak hem de inflamasyonu düzeltmek için uygulanan bir tedavi aracıdır. Bugün özellikle İtalya, İspanya, Fransa, Almanya, Hindistan, Çin ve Japonya da yaygın olarak bel fıtıklarının tedavisinde kullanılan yan etkileri yok denecek kadar az, narkoz gerektirmeyen, neştersiz yani ameliyatsız bir çözüm aracıdır. %65-90 arası başarı oranına sahiptir.

Bel fıtığında ozon disk içerine verildiğinde denilen yapılar parçalanır ve su tutamaz hale gelir. Serbest oksijen radikallerinin oluşumu engellenir. Disk mekanik olarak büzüşür; şişerek ağrıya neden olamaz.

Birinci iyileştirici mekanizması; diskin küçülmesi sinirlerin basıdan kurtulmasına, sinirlerin serbestleşmesine neden olur. İkincisi: İnflamasyonu ortadan kaldırır. Ozon çok güçlü anti inflamatuar etkilere sahiptir. Bu bağlamda sitokinlerin artışı, prostoglandinlerin baskılanması Endojen morfin salınımına yol açması ve kan damarları ile bölgeye aktif oksijenin gidişi(bel fıtığı ve boyun fıtığının olduğu bölgelere) ile doku oksijenini arttırır. Bütün bunlar sinir kökü serbestleşmesine, sinir köklerindeki inflamasyonun azalmasına ve hastalıklı dokunun iyileşmesine yol açarlar. Sonuçta bel fıtığı iyileşir, ağrı ortadan kalkar, hasta günlük normal yaşamına geri döner.

Ozon Nedir ?

Ozon (O3), üç oksijen atomundan oluşan doğal bir bileşiktir ve iki atomlu atmosferik oksijenin (O2) yüksek enerji taşıyan formudur. Moleküler ağırlığı 47.98 g/mol'dür. Ozon kimyasal yapısı itibariyle radikal bir molekül olmamasına rağmen; florin ve persülfattan sonra bilinen üçüncü en güçlü oksidan maddedir. Ozon, depolanmaması ve 20 C'de 40 dakikalık yarı ömre sahip olması nedeniyle bir seferde kullanılması gereken stabil olmayan bir gazdır. Atmosferdeki ozon gazının %90'ına yakını, yer yüzeyinden yaklaşık 20-50 km yüksekte bulunan stratosfer tabakası içinde yer almaktadır. Geri kalan %10'luk ozon miktarı ise atmosferin yere en yakın tabakası olan ve stratosfer tabakasının hemen altında yer alan, 1 –15 km'ler arasındaki traposfer tabakası içinde bulunmaktadır. Atmosferde stratosfer tabakası içerisinde bulunan ozon, ultraviyole radyasyonunun etkisiyle bir taraftan oluşurken, öbür taraftan da yok edilmektedir. Ozonun medikal üreteci aşağıdaki reaksiyona göre; saf oksijenin elektriksel gerilim gradyanından (5-13 mV) geçmesiyle ozonu üretmektedir:

3 O2+ 68,400 cal → 2 O3

Ozon üreteçleri yüksek kalitede, ozona dayanıklı materyallerden (paslanmaz çelik, nötral cam ve teflon) yapılmış olmalıdır. Ozon, oksijene göre 1,6 kat daha yoğun ve suda çözünürlüğü 10 kat fazla olan bir moleküldür ve biyolojik sıvılarda çözünmüş olan organik ve inorganik moleküllerle anında tepkimeye girmektedir.

Ozon özellikle doymamış yağ asitleri, askorbik asit gibi antioksidanlar, sistein gibi sülfhidril (SH) grupları içeren tiyol bileşikleri, redükte glutatyon (GSH) ve albümin ile tepkimeye girmektedir.

Ozonun organik ve inorganik moleküllerle girdiği bu tepkimeler süperoksit (O2-), hidrojen peroksit (H2O2) ve hipoklorik asit (HClO) gibi pek çok serbest oksijen radikalinin oluşumuna yol açmaktadır. Fizyolojik dozlardaki serbest oksijen radikalleri sinyal iletimi ve bağışıklık cevabı gibi olaylarda önemli roller üstlenmektedirler.

Ozonun dozuna bağlı olarak oluşan fazla miktardaki serbest oksijen radikali karbonhidrat, enzim, DNA ve RNA'yı etkileyerek hasar yaratma potansiyeline sahiptir. Ozon bu çok güçlü okside etme özelliği nedeniyle dezenfektan olarak kullanılmaktadır.

Medikal Ozon Etki Mekanizması

Ozon tedavisi belirli bir miktarda oksijen/ozon karışımının vücut boşluklarına ya da dolaşım sistemine uygulanmasıdır; bu karışım intravenöz, intramuskuler, intraartiküler, intraplevral, intrarektal ve intradiskal uygulanabildiği gibi topikal de uygulanabilir. Ozon tedavisinin klasik uygulaması haline gelmiş olan yöntem 1974 yılında Wolff tarafından tarif edilmiştir. Bu yöntemde; bir miktar kan (50–270 ml) vücut dışına alınarak, ozona dayanıklı bir şişede 5-10 dakika oksijen/ozon karışımıyla temas ettikten sonra tekrar aynı kişiye geri verilir (ototransfüzyon). Bu uygulama şekli majör otohemoterapi (HT) olarak adlandırılmaktadır. Bu tarihten günümüze, daha çok Avrupa’da olmak üzere milyonlarca ozon ototransfüzyon tedavisi yapılmıştır.

Ozon reaktif bir molekül olduğu için tıbbi amaçlı kullanımında dikkat edilmesi gereken bazı durumlar vardır:

Ozon, hiçbir zaman saf olarak verilmemeli ve belli oranda oksijenle karıştırılarak uygulanmalıdır. Bu karışımda oksijen %95’den az ozon %5’ten fazla olmamalıdır. Normal atmosfer havasının bu karışıma girmesi engellenmelidir. Çünkü ozonun reaktif özelliğinden dolayı hava ile teması sonucu toksik bir gaz olan nitrojen dioksit (N2O2) oluşabilmektedir. Ayrıca emboliye sebep olmaması için ozon gaz olarak damar sistemi içerisine verilmemelidir. Tüm işlemler sırasında ozona dayanaklı malzemenin (paslanmaz çelik, nötral cam ve teflon) kullanılması gerekmektedir.

Ozon biyolojik ortamlarda hızla moleküler oksijen ve oksijen radikallerine dönüşerek vücutta ılımlı bir oksidatif stres yaratır. Bu yolla ozon vücutta oksidatif bir tehdit olarak algılanır. Bu durum, antioksidan savunma sistemlerinde çalışan enzimlerin uyarılması ile sonuçlanır. Ozon dozu akut, net ve geçici bir oksidatif stres yaratmaya yeterli olmalıdır. Daha düşük dozlar plasebo etkiye, daha yüksek dozlar ise toksisiteye yol açmaktadır. Bu yüzden ozon dozlarının doğru bir şekilde ayarlanması çok önemlidir. 

daha fazla...

KÖK HÜCRE İLE FITIK TEDAVİSİkök hücre

CGF-CD34 tekniği ile kanın iyileşme potansiyelini yoğunlaştırılarak kullanılması amaçlanmıştır. 

Hastadan belirli bir miktar kan alınır. CGF (Santrifüj) cihazında belirli devir ve dakikalarda kan işleme alınır.

Bel Fıtığı, boyun fıtığı, sırt fıtığı (torakal disk hernisi) bu yöntemle tedavi edilebilir. Sorunlu dokunun canlanması ve sağlıklı hücre dönüşümleri sağlanabilir.

Genel olarak en yoğun bel fıtığı hastası bulunmaktadır. Boyun fıtığında kök hücre tedavisi uygulanmaktadır. Böylelikle ameliyatsız fıtık tedavisi hastalar için büyük rahatlık ve pozitif bir bilinç oluşturur.

CGF-CD34 tekniği ile doku iyileşmesine yardım etmede rol oynayan faktörler şunlardır:

KÖK HÜCRELER(CD34):

Çeşitli potansiyellere sahip bu hücreler, hücre çoğalmasına yardımcı olup, rehabilitasyonu yöneten hücrelerdir.

DOĞAL BÜYÜME FAKTÖRLERİ (Konsantre Growth Faktör)

Kişinin kendi kanından doğal yöntemlerle elde edilen büyüme faktörlerini içerirler.

CGF-CD34 tekniği ile kandan elde edilen sıvının özellikleri;

  1. SERUM: Tüm maddeleri, birçok biyokimyasal bileşeni ve aktivatörü bulundurur. Serum; dokuyu temizleme ve tüm iyileştirilen doku parçasını korumak için kullanılır.
  2. PRP: PRP nin kullanıldığı tüm durumlarda uygulanır. Prp'nin bir üst yöntemidir.
  3. KONSANTRE BÜYÜME FAKTÖRLERİ VE KÖK HÜCRELER: Lökositlerin hemen altında yoğun pıhtı (eritrosit) tabakasının ise üstünde yer alırlar. İyileştirme yeteneği en yüksek olan kısım budur.
  4. DİĞER HÜCRELER VE PIHTI : CGF tekniğinde kırmızı faz konsantre pıhtı faktörleri, kırmızı ve beyaz kan hücrelerini, az miktarda tormbositleri içerir.

KÖK HÜCRE

Kök hücre, bir canlının vücudunda çok uzun bir süre bölünmeye devam ederek kendini yenileyebilen ve bu sayede farklılaşmış hücreler oluşturabilen farklılaşmamış hücrelere verilen addır. Bir başka deyişle farklı hücre tiplerine dönüşebilme potansiyeline ve kendisini yenileyebilme gücüne sahip olan hücrelere kök hücre denir. Vücudumuzdaki kas, karaciğer, cilt hücreleri gibi hücrelerin hedefleri bellidir ve bu hücreler bölündükleri zaman yine kendileri gibi bir hücre oluştururlar. Oysa kök hücrelerin bu hücrelerden farklı olarak belirlenmiş bir fonksiyonları yoktur. Bu yüzden aldıkları sinyallere göre farklı hücre tiplerine dönüşebilirler. Bunu belirleyen en önemli etkenler de genler ve dış uyaranlardır. 

Tedavi Amaçlı Kök Hücre Uygulamaları Hangi Durumlarda Yapılır

  • Fibromiyalji 
  • Burkulma ve Darbelerde
  • Eklem Kireçlenmelerinde  
  • Kıkırdak ve Kemik Aşınması Kireçlenmelerinde 
  • Eklem Bağ Yaralanmalarında (Menisküs yaralanma ve yırtıkları) 
  • Topuk Dikeninde 
  • Bel ve Boyun Fıtıklarında 
  • Yara ve Yanık Tedavilerinde 
  • Kronik Bel ve Boyun Ağrılarında 
  • İltihabi Kas Ve Romatizmal Hastalıklarda
  • Kas Zedelenmelerinde 
  • Saç Dökülmesinde
  • Tenisçi dirseği
  • El uyuşmaları
  • Diyabetik ayak yaralarında ozon tedavisi ile birlikte doku onarımı.

Estetik Amaçlı CGF-CD34 Uygulamaları

  • Cilt Kırışıklıkları - Sarkmalarının Tedavisinde
  • Cilt Lekelerinde, Gebelik Lekelerinde, Cilt ve Akne İzlerinin Tedavisinde 
  • Saç Dökülmesinde

Kök hücre tedavisinde hastanın kendisinden alınan kanla işlem yapıldığından beklenen herhangi bir yan etki yoktur. Enjeksiyon yerlerinde hafif kızarıklık şişlik olabilir. Düşük düzeylerde ağrılar olabilir. CGF-CD34 tedavisinde seanslar uygulanan bölgeye ve kişiden kişiye göre değişir. Seans aralıkları da uygulanacak bölgeye göre değişir.

Kök hücre tedavisi ile boyun fıtığı, bel fıtığı tedavisi uygulanabilir. Fakat bütünsel bir yaklaşımla (Ozon tedavisi, Nöralterapi) daha hızlı sonuç alınır.

daha fazla...

NÖRALTERAPİ İLE FITIK TEDAVİSİnöralterapi

NÖRAL TERAPİ NEDİR ?

Nöralterapi, çeşitli hastalıkların ve özellikle ağrının lokal anestezikler kullanılarak periferik ve santral vejetatif sinir sistemi yoluyla tedavi edilmesidir. Nöralterapi lokal etkilerin yanısıra, kibernetik etkileşim ile birlikte sinirsel, hormonal, hücresel ve psişik düzenleme sistemleri ile etki etmektedir. Nöralterapi’de amaç çeşitli alanlarda bozulmuş olan süreçlerin normale döndürülmesidir. 

Bozucu alan denilen lokal bozukluklar, elektrofizyolojik düzensizlik ve anormal nörolojik sinyaller ile otonom sinir sistemini reaksiyona sokarlar.Bozucu alanlar fiziksel ve ruhsal travma sonrası ortaya çıkabilirler. Bu taravmalara örnek olarak ameliyat sonrası yara izleri veya bir yakınını kaybetmeyi örnek olarak verebiliriz.

Otonom sinir sistemi bu bozucu alanlara tepki göstererek, vücudun uzak bölgelerinde rahatsızlık yaratabilir. Örneğin bir sezeryan yarası uzun süren bel ağrısının kaynağı olabilir.

Cerrahi girişim ve ilaç kullanan hastaların önemli bir bölümünde bozucu alanlar bulunabilir. Bu nedenle bu alanlar otonom sinir sistemi ile ilgili birçok ağrılı sendromda aranmalıdır.

NASIL TEDAVİ UYGULANIR ?

Seyreltilmiş prokain veya lidokain (lokal anestezik) kullanılır. Ağrılı bölgeler, omurga zinciri ve hastalığı ortaya çıkaran bozucu alanlara uygulama yapılır.

Bu tedavinin amacı bozucu alanların bel ve boyun fıtığına hücresel düzeyde sebep olduğu düzensizliği normal bir şekilde çalışmak üzere yeniden düzenlemektir. Verilen anestezik madde (Prokain veya lidokain) ile hücrenin elektriksel potansiyeli yeniden düzenlenir, dokuların bozulmuş olan fonksiyonları normalleştirilir.

Tedavi etkisi lokal anezteziğin beklenen etkisinden uzun sürer ve tekrarlayan tedaviler bozucu alanın etkisini ortadan kaldırarak iyileşmeyi sağlar.

NÖRALTERAPİNİN YAN ETKİSİ VARMIDIR ?

Nöralterapi batı ülkelerinde yaklaşık 100 senedir uygulanan bir tedavi yöntemi olup kullanılan lokal anestezikler ısırgan otu ve acı bademden elde edildiğinden doğal bir tedavi yöntemidir ve bu maddelere alerjisi olanlarda alerjik reaksiyona yol açabilmesi dışında herhangi bir yan etkisi bulunmamaktadır.

HANGİ HASTALIKLARIN TEDAVİSİNDE KULLANILIR?

  • Boyun sırt ve bel ağrıları
  • Boyun fıtıkları 
  • Bel fıtıkları
  • Diz, kalça, omuz ağrıları
  • Ankilozan spondilit, fibromyalji
  • Romatizmal hastalıklar
  • Bacaklardaki dolaşım bozukluğu
  • Fascial paralizi (yüz felci), Trigeminal nevraji



akupunkturAKUPUNKTUR İLE FITIK TEDAVİSİ

Boyun fıtığında akupunktur tedavisinin etkili olduğunu gösteren çalışmalar olmakla birlikte literatür incelendiğinde bu konudaki araştırmaların sayısının sınırlı olduğu görülmektedir.

Haftada 1 kez olmak üzere 3 kez akupunktur tedavisi uygulanan 60 servikal sendromlu hastadan %68’inde iyileşme sağlanmış. 6 ay sonraki takipte iyileşme oranı %33 olarak bulunmuş. 

BEL FITIĞI VE BOYUN FITIĞI TEDAVİSİNDE AKUPUNKTURUN  ETKİ MEKANİZMASI

  1. Ağrıyı gidererek
  2. Adaleyi gevşeterek
  3. Ödemi çözerek
  4. Psikolojik rahatlık sağlayarak bel fıtığını ve boyun fıtığını tedavi eder.

AKUPUNKTUR

Akupunktur; latince iğne (acus) ve batırma, delme (punctura) kelimelerinden oluşmaktadır.Türkçeye “iğnelemek” şeklinde tercüme edilmiştir. Geleneksel Çin Tıbbında, hastalıkların; vücutta meridyen adı verilen kanallarda dolaşan yaşam enerjisinin (Qi) akışındaki bozukluklar nedeni ile oluştuğu varsayılmaktır. Akupunkturla, vücuttaki meridyenler üzerindeki belli noktalara iğne batırmak suretiyle, bozulan enerji akışının düzeltilmesi amaçlanır. Akupunkturda istenilen sonucu elde etmek için temel unsur deriyi nereden uyaracağını bilmek ve uygun bir şekilde iğnelemektir. Geleneksel Çin tıbbında insan yaşayan evrenin bir parçası olarak kabul edilir ve her şeyin içinde varolan evrensel gücün insanın da içinde bulunduğuna inanılır. Qi adı verilen bu enerji insan vücudunda meridyen denilen kanallarda dolaşır. Akupunktur yöntemi ile bu kanallarda meydana gelen enerji dolaşım engelini ortadan kaldırarak dengeyi sağlamak ve bu şekilde hastalığı önlemek amaçlanır.

Akupunktur iğnesi, akupunktur noktasına batırıldığı zaman bir seri olaylar birbirini takip etmektedir. Akupunktur iğnesinin akupunktur noktasına batırılmasıyla uyarının merkezi sinir sistemine taşınması ve bu uyarı ile ağrı kontrol sisteminin harekete geçmesi bölümler halinde anlatılacaktır. 

1-Akupunktur noktaları;

Deri birçok reseptörler ve duyu sinirleri aracılığıyla merkezi sinir sistemi ile ilişki halindedir. Akupunkturda uygulama deriye ve deri altındaki kas dokusuna yapılır, bu uygulama sırasındaki her türlü uyarıdan deri ve deri altı kas dokusu etkilenir. 

2-Akupunktur noktasından başlayan uyarıların medülla spinalise taşınması; 

Ağrı nosiseptörlerin uyarılması ile merkezi sinir sistemine iki ayrı yolla iletilir. Bu yollardan birincisinde uyarı nosiseptörlerden miyelinli A delta lifleriyle, ikinci olarakta miyelinsiz C lifleri vasıtasıylada medulla spinalise taşınır. 

3-Uyarıların medulla spinalisten beyin sapına taşınması; 

Uyarıların medulla spinalisten beyin sapına taşınmasında spinotalamik, spinoretiküler, spinomezensefalik, dorsal kolon ve spinohipotalamik yollar tanımlanmıştır 

4-Uyarıların beyin sapından kortekse taşınması;

Beyin sapındaki retiküler bölgenin, mezensefalik periaquaduktal gri cevherdeki çekirdeklerin ve talamusdaki ventral posterolateral çekirdeklerde uyarılan üçüncü nöronlar uyarılarını somatik duyusal kortekse taşır. 

5- Ağrı kontrol sisteminin harekete geçmesi ;

Merkezi sinir sistemine giren ağrı sinyallerini bastırmak amacıyla, beyin analjezi sistemi de denilen ağrı kontrol sistemi harekete geçer. Akupunktur iğnesinin batırılmasıyla uyarılan nosiseptörler ağrı kontrol sisteminin uyarılmasına neden olur. 

6- Nörotransmitterlerin salınım ve etkileri ;

Özet Olarak Bel Ve Boyun Fıtığına Etkisi;

1. Akupunktur vücutta ki ağrı kesicileri harekete geçirir. Batırdığımız akupunktur  iğneleri vücutta bulunan Endorfini harekete geçirir. Endorfin vücuda özgü çok güçlü bir ağrı kesicidir. Böylece hasta ağrı kesici ilaç almadan ağrısından kurtulur.

2. Akupunkturun kas gevşetici etkisi vardır. Kulak kepçesinin önünde bulunan Valiyum noktasını akupunktur iğnesiyle uyararak  Gaba salgılanması tetiklenir. Gaba (Gama-amino-butirik-asid) çok güçlü kas gevşeticidir. Böylece hasta kas gevşetici ilaç almadan bel fıtığı etrafında ki oluşan kas spazmından kurtulur.

3. Akupunktur vücutta ödem çözücü maddeleri harekete geçirir. Kulakta bulunan böbrek üstü bezi noktası akupunktur iğnesiyle uyarılarak Kortizon salgılanması tetiklenir. Kortizonun ödem çözücü etkisi vardır. Kortizon fıtıklaşma bölgesinde kıkırdak doku ve çevresinde oluşan ödemi dağıtarak, bölgeyi rahatlatır ve böylece damar ve sinirlere yapılan baskı ortadan kalkar.

4. Akupunktur vücutta bulunan sakinleştirici materyalleri harekete geçirir. Akupunktur kanda Serotonin ve Endorfin seviyesini artırarak tedavi sırasında kişiye huzur verir ve sedasyon sağlar.